Bonita Barcelona

6 günlük madrid ziyaretimden sonra, ki artık ziyaret olmaktan çıkıp oranın yerlisi gibiydim, barselona’ya gitmenin vakti gelmişti. İspanya demek madrid dışında barselona da demek sonuçta. Yine hayatımda ki ilklerden biri olucak madrid - barselona seyahatinin nasıl gerçekleşeceği konusundaki fikrim, matematikte ki integral konusunda sahip olduğum fikir gibi. Neyse ki internet diye adlandırdığımız bu teknoloji, sanki 40 yıllık ispanyol gibi bütün işlemleri hızlıca öğrenip, nasıl yola koyulacağım konusunda bilgi edinmemi sağladı. Hızlı tren efenim. İspanya’da AVE ile her yere ulaşmanız mümkün. Madrid - Barselona arası otobüsle 9 saat hızlı trenle ise sadece 3 saatcik. Beylikdüzünden şile’ye gider gibi gidiosunuz valla lakin fiyatı da tren hızı ile doğru orantılı. Şöyleki bileti satın alma işlemi gerçekleşirken ağladıma şahit olanlar varmış istasyonda, ben onların yalancısıyım. Fiyatını şu aşamada sizlerle paylaşmasamda 3 haneli € sayılarına tekabül ettiğini bilmeniz hepimiz için uygun bence. Öğlen 13.30 da ki trenim için yarım saat daha beklemem gerek. Bu süre zarfında istasyonu keşfediyorum bende. İçeride botanik garden bile var anam. Ortasında da ufak bir havuz, içinde ninja kamplumbağlar yüzüyor donatello, rafael falan. Tren vakti geldi çattı. İspanyolca, Katalanca ve İngilizce dilinde anonslar yapıldı. İnsanlar yerlerine geçti. Şanslıyım ki cam kenarı, gündüz gözü ile ispanya’yı genel çerçevede görebilcem. Aga hareket ettik ve tren gitmiyor adeta uçuyor. Ortalama hız saatte 250/km (yazıodu bu, ben hesaplamadım) ben dedim uçaktamayız rokette mi yoksa metrobüstemi - bu ne hız. Müzik dinlerken, uyurken, barselona rehber kitapçığını okurken vakit geçti biti. Sants istasyonuna geldim. İspanya’da erasmus yapan bir arkadaşım var direk onun yanına gidicem. Şanslıyım ki metro ve hızlı tren istasyonunu bağlamışlar kolayca buldum gideceğim hostal’i. İlk dikkatimi çeken dil oldu tabi. Katalanca ağırlıklı konuşuluyor ve ispanyolcadan da büyük ölçüde farklı olduğunu söylemek mümkün. Hadi hayırlsı diyip başladım gezmeye, bu şehirde gaudi adındaki rahmetli amcamız bir çok yapıya ilham, şekil ve yön vermiş. Onun eserleri gayet güzel ve oldukçada farklı bittabi.

Resimde gördüğünüz binada onun eserlerinden yalnızca bir tanesi. Onun dışında caddeler ve binalar eski, daha doğrusu tarihi duruyor. Madrid, biraz daha modern diyebiliriz. Ayrıca bu şehirde daha çok turist var. 1-2 saat içerisinde ünlü caddeleri La Rambla’da bir kaç kez türk görüp, türkçe konuşmalarına şahit oldum. Elbette bir denizi olmasıda madrid’den ayrılan en önemli özelliklerinden biri. Hava biraz daha serin. Ama dondurucu bir soğukta yok yani şubatta olduğumuzu söylesen inanmam. Elbette şehirdeki bana göre en önemli 2 simge, sagrada familia ve camp nou. Barselona halkı için FC Barcelona katalan bağımsızlığının en büyük temsilcisi. Formalarını bayrak olarak görmeleride cabası. Stadları da oldukça güzel ve büyük. Hatta avrupadaki en büyük stadmış yanılmıyorsam. Adettendir içeride şampiyonlar ligi kupası ile fotoğraf çekildim. Gönül messi’yi isterdi tabi. Sagrada Familia’ya gelirsek burası kiliseyi andıran ( hatta kilise olmalı ki içeride dua edenler vardı ) turistik bir yapı. Eser gaudi ile başlamış ama o ölünce yarım kalmış sonra demişlerki lan bu yetim gibi kaldı bi yanı eksik bi yanı tam biz bunu tamamlıyalım hacı demişler ve ziyaret esnasında bile çalışmalarını sürdürmekteler. Daha bitmesine 15-20 sene varmış gerçi. Yaklaşık 5 günlük barcelona ziyaretimde hemen hemen her yeri gezdiğimi söylemek mümkün. Elbette öyle entel dantel müzelere girmedim. Zaten türkçe guide yok hiç bir yerde. Ulaşımın çoğunu bütün şehri sarmalayan metro sistemini kullanarak gerçekleştirdim. Az önce belirttiğim gibi madrid’den ayrılan en önemli özelliğinden birisi sahili olması. Gerçekten de uzunca bir sahili var. Plajla marinalarla ve parkla donatmışlar kenarlarını hatta la rambla’nın altındaki sahilin biraz içerisine yani tabiri caizse denizin ortasına alışveriş merkezi yapmışlar. Dedim helal olsun belediye başkanını çağırın tebrik edicem muhteşem bir şehir dizaynı. Sokaklar geniş geniş, meydanlar ışıl ışıl. Bence herşey facebook’ta yaşadığınız yeri barselona olarak güncellemeniz için uygun yani. İlk hard rock cafe deneyimimi de barselona’da yaşadım bu arada. Arkadaşımla gidip 2 çay bi şeftali nargile söyledim lakin közcü izinliymiş o yuzden nargile o gün için yokmuş ( içimden bir ses son cümleme inanan arkadaşlarım olduğunu söylüyor şaka tabi yok öyle bişey ) bizde zaten bişey içmedik sadece hatıra niyetine bir tişört satın alıp çıktım. Bu arada hard rock cafe gibi ilk offical apple store deneyimimi de bu şehirde yaşadım. İçeri girince balıkların içine düşmüş bir kedi gibiydim. ” ipadları getirin bakiym - imac’i da açın inceliycem - iphone’num nerdeeee ! - tanrı aşkına biri macbook air’in neden bu kadar ince olduğunu açıklayabilir mi acaba ? ” neyse 10 dakika sonra falan sakinleştirici verdiler de kendime gelebildim. Yemekler konusuna gelirsek ispanyol mutfağının takım kaptanı paella ile tanışmamda bu şehirde gerçekleşti. Yedim ama hala içinde ne var bilmiyorum hayırlısı artık. Ana tema pirinçti sanırım, içinde ise midye kalamar gibi deniz ürünleri vardı. Ben beğendim şahsen. Öyle ya da böyle barselonayı gezdik gördük lakin madrid ile tekrar ve son kez kıyaslarsak barselona’nın en güzel yanı dönüşünün madrid olmasıdır. Daha da bir şey demiyorum. Öptüm, bye.



